
İçerikler
Ateroskleroz, klinik doğası gereği uzun yıllar boyunca tamamen sessiz ve “sinsi” bir şekilde ilerleme eğilimi gösterir. Damar içindeki plak birikimleri, damar çapının yaklaşık %70 ve üzerindeki bir oranını kapatmadığı sürece dinlenme halindeki vücutta belirgin bir fiziksel şikayete yol açmaz. Hücreler yavaş yavaş daralmaya adapte olmaya çalışır; ancak darlık kritik eşiği geçtiğinde veya vücut ani bir fiziksel performansa zorlandığında şu belirtilerle kendini belli eder:
Damar sertliğinin ortaya çıkışı ve ilerleme hızı, bireyin genetik mirası ile yaşam boyu maruz kaldığı çevresel unsurların bir bileşimidir. Tıbbi protokollerde bu risk faktörleri değiştirilemeyen ve tamamen kontrol altına alınabilen unsurlar olarak ikiye ayrılır:
Değiştirilemeyen (Yapısal) Risk Faktörleri:
Kontrol Altına Alınabilir (Yaşam Tarzı tabanlı) Risk Faktörleri:
Kardiyovasküler tıp kliniklerinde damar sertliğinin tespiti ve darlık derecesinin nesnel olarak ölçülmesi amacıyla modern tıbbi tanı protokolleri sırayla uygulanır.
1.Fizik Muayene ve Bazal Tetkikler:
İlk basamakta hekim, hastanın şikayetlerini dinler ve periferik damar nabızlarını el ile kontrol eder. Stetoskop yardımıyla şah damarlarında veya karın bölgesinde üfürüm adı verilen anormal seslerin varlığı taranır. Ardından bazal kolesterol ve şeker seviyelerini ölçmek için kan analizleri istenir.
2.Ekokardiyografi (EKO) ve Efor Testi:
Ekokardiyografi yöntemiyle kalbin kasılma gücü, kapakçıkların durumu ve damar tıkanıklığına bağlı gelişmiş olası hareket kusurları ultrason dalgalarıyla ekrana yansıtılır. Sonrasında hastaya koşu bandı üzerinde efor testi (stres testi) uygulanarak, kalp yük altındayken EKG grafiklerinde beslenme bozukluğu sinyali verip vermediği izlenir.
3.Bilgisayarlı Tomografi (Sanal) Anjiyografi:
Yüksek çözünürlüklü tomografi cihazları yardımıyla, hastaya kasıktan herhangi bir kateter yerleştirmeden, sadece koldan kontrast madde verilerek saniyeler içinde koroner damarların üç boyutlu haritası çıkarılır. Bu yöntem, damar duvarındaki kalsiyum oranını (kalsiyum skoru) ve erken evre plakları saptamada oldukça etkilidir.
4.Konvansiyonel (Klasik) Anjiyografi:
Kesin tanı ve eş zamanlı müdahale imkanı sunan altın standart yöntemdir. Bilek veya kasık atardamarından ince kateterlerle girilerek doğrudan kalp damarlarının ağzına ulaşılır ve opak madde verilerek damarlar röntgen ekranında canlı olarak görüntülenir. Darlıkların yeri ve yüzde kaç oranında tıkanıklık yarattığı net olarak raporlanır.
Ateroskleroz tedavisinde temel amaç; var olan plakların büyümesini durdurmak, bu plakların çatlayarak ani tıkanıklıklara (kalp krizi veya inme) yol açmasını önlemek ve kritik düzeyde daralmış damarlarda kan akışını yeniden normal seviyeye getirmektir. Tedavi protokolleri üç ana grupta yürütülür:
1- Oluşan damar sertliği ve plak yapıları tamamen iyileşip eski haline geri döner mi?
Damar duvarında kalsiyum birikmesiyle sertleşmiş ve yer etmiş ileri evre aterom plaklarının tamamen eriyerek yok olması veya damarın orijinal pürüzsüz haline %100 geri dönmesi günümüz tıbbi verilerine göre mümkün değildir. Ancak doğru ilaç tedavileri ve sıkı yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde bu plakların büyümesi tamamen durdurulabilir, hacimlerinde minimal küçülmeler sağlanabilir ve en önemlisi tehlikeli olan yumuşak plakların üzeri sert bir kabukla kaplanarak kararlı hale getirilebilir. Amaç tam iyileşmeden ziyade hastalığı dondurmaktır.
2- Damar sertliği tamamen genetik bir hastalık mıdır, ailede yoksa güvende miyiz?
Genetik yatkınlık damar sertliği için çok güçlü bir zemin hazırlasa da hastalık tamamen kalıtımsal değildir. Ailesinde hiçbir kalp ve damar hastalığı öyküsü bulunmayan bir birey; kötü beslenme, yoğun tütün kullanımı, kontrolsüz yüksek tansiyon ve hareketsiz bir yaşam sürüyor ise çok erken yaşlarda ağır damar sertliği tablolarıyla karşılaşabilir. Tam tersine ailesinde bu öykü olan bir kişi, risk faktörlerini çok sıkı kontrol altında tutarak süreci başarıyla erteleyebilir. Yaşam tarzı, genetik eğilimin önüne geçebilir.
3- Anjiyoda saptanan her damar daralmasına stent takılması zorunlu mudur?
Hayır, zorunlu değildir. Bir damarda daralma saptanması, oraya hemen mekanik bir müdahale yapılacağı anlamına gelmez. Eğer darlık oranı kritik eşik olan %70’in altındaysa ve hastanın kalbinde beslenme bozukluğuna bağlı ciddi bir klinik şikayet yaratmıyorsa, bu tip darlıklar stent yerine çok sıkı medikal takip ve agresif ilaç tedavileri ile izlenir. Stent veya bypass kararı, darlığın yarattığı mekanik tıkanıklık derecesine ve hayati doku kaybı riskine göre tıp doktorları tarafından nesnel kriterlerle verilir.